30 Haziran 2011 Perşembe

Yemek Masası,

Yaz henüz tam olarak gelmesede yaz akşamlarının açık hava davetleri başladı bile.........düğünler, nişanlar, özel kutlamalar  daha başka oluyor. Özenle, büyük keyifle ve çabayla hazırlanan davetlerin olmazsa olmazları, taze çiçekler, güzel mumlar, müzik, kaliteli servis, lezzetli yemekler ve tabiki de gelen insanların uyumudur...................

27 Haziran 2011 Pazartesi

Hayata Dair


“Kendinden ne yapmak istiyorsun?”, temel soru hep bu. Bir tane hayatın var, sana öğretilenler ve dayatılanlar var, bir de senin arzuların ve hayallerin var. Kendinden ne yapmak istiyorsun? İşte bunu fark ettiğin ve emek harcadığın zaman, o ömür bir hayat niteliği kazanıyor. Özen gösterirsen, kendini eğitirsen, kendini oldurursan... Hepimiz, iyi kötü, Okul Aile Birliği’nin yazdığı defterleriz, sonra günün birinde bir anlarız ki, o öyle değilmiş, bu böyle değilmiş, başlarız elimizde silgiyle silmeye. Küçükken yanlış öğrendiğin sözcükleri düzeltebiliyorsun ama yanlış öğrendiğin bilgileri, ölçüleri değiştirmen daha zor oluyor
Murathan Mungan

25 Haziran 2011 Cumartesi

Yemek Gazetesi,

Yiyip içtiklerinizle yaz hastalıklarından korunabilirsiniz
 Yaz kiraz, çilek, böğürtlen, gibi antioksidan yüklü meyveler, domates, yeşil-kırmızı biber gibi C vitamini deposu sebzeler ve protein deposu balıklarıyla çıktı geldi sonunda! Doğru yiyecekleri seçerek yazın rastlanacak bazı rahatsızlıkları önlemek, iyileşmesini hızlandırmak mümkün.
KAS KRAMPLARI
Susuzluk ve elektrolit dengesindeki değişimlere bağlı olarak kramplar gelişebiliyor. Sıvı kaybettiğimiz zaman kalsiyum, magnezyum, potasyum, sodyum mineralleri dengesi de değişiyor ve bu dengesizlik kramplara yol açıyor.
Ne yemeli?
Bol bol taze sebze-meyve yiyin. Doğal mineralden zengin su için.
GÖZ SORUNLARI
Yüzülen su temiz değilse göz iltihapları sık olur. Gözü korumak için A vitamininden zengin yiyeceklerle beslenin. A vitaminini et, sakatat gibi hayvansal kaynaklarda bol bulunur.
Ne yemeli?
A vitaminin bitkisel şekli olan Beta-karoteni ise koyu yeşil yapraklı sebzeler, domates, patates, havuçtan alabilirsiniz. Çinko minerali de göz sağlığı için çok önemlidir. Yazın bol çinko minerali alabilmek için balık ve deniz ürünleri güzel kaynaklar. Gözünüzü güneşin zararlı etkilerinden korumak için çok önemli bir antioksidan olan luteinden zengin yumurta ve yine domatesi de ihmal etmeyin. 
UÇUKLAR
Uçuklar yazın genelde aşırı güneşe maruz kalınca deriyle mukozanın birleştiği yerde kendilerini gösterirler. Yani burun içi, ağız kenarı gibi yerlerde. Size önerim zaten sık uçuk çıkaran biriyseniz güneşe çıkmadan önce yüzünüze vücudunuza sürdüğünüzden çok daha yüksek koruma faktörlü (50-60 gibi) bir krem sürmeniz. Özellikle dudak kenarlarına bolca sürün.
Ne yemeli?
İlk güneşe çıkışlarınızda veya aşırı güneşli günlerde proteinden zengin beslenin. Izgara et-tavuk-balık yumurta gibi yiyeceklere ağırlık verin. Yazın ideali bol balık, yumurta ve yoğurt. Proteinden zengin beslenme cilt direncinizi artıracaktır.
MANTAR
Islak mayo-bikiniyle dolaşmak maya mantarı enfeksiyonlarına davetiye çıkartır. Kandidalar (maya mantarları) normalde zaten kadınların doğal vaginal florasında bulunur. Ancak bazen sayıları artar ve patojen (hastalık yapıcı) hale gelirler.
Ne yemeli?
Şekeri ve şekerli yiyecekleri, içcekleri, alkolü kesin. Mantarlar şekere bayılır! Proteini artırın.
KURU CİLT
Yazın daha çok terliyoruz. Sıvı ihtiyacımız daha çok artıyor. Ayrıca denizin tuzu, havuzun kloru cildimizi daha da kurutuyor. Artı güneş ışınları da cabası!
Ne yemeli?
Yaz meyvelerini baş tacı edin. Çilek, böğürtlen, yaban mersini bol C vitamini içeriğiyle cilde destek veren kollagen liflerin sıkı kalmasını sağlar. Şimdi domates zamanı. Bol bol domates yiyin. İçerdiği beta karoten ve C vitaminiyle cilt direncini artırır. Balık içerdiği Omega3 yağlarıyla cildin nemli kalmasına yardımcı olur. Zeytinyağı içerdiği E vitaminiyle cildinize destek verir.
Ne içmeli?
Bulunduğunuz yerin sıcaklığına göre su ihtiyacınız artacaktır. Yazın bazı kişilerde ihtiyaç 4-5 litreye çıkabiliyor. Doğal mineralden zengin suyu tercih etmelisiniz. Terlemeyle kaybettiğiniz kalsiyum ve megnezyum minerallerini yerine koymak için suyunuzun özellikle bu minerallerden zengin olmasına özen gösterin. 

Dr. Yasemin Bradley-Vatan

23 Haziran 2011 Perşembe

Hayata Dair

Mutluluk, hayatta geçirdiğimiz keyifli anlardan ibaret değil. Hayatı, tüm inişleri ve çıkışlarıyla, her anını değerlendirerek dönüştürebilen insan mutlu. Zaman zaman yorulsa da, sinirlense de, takdir edilmediğini düşünse de, kendine güveni azalsa da mutlu. Çünkü bu olumsuz hisler, insanın doğasında olan şeyler, insanın ruh hali, gün içinde bile defalarca gelip gidiyor...
Mutluluğun tarifi, ille de, hep keyif almak, kendine güvenmek ve başarmak değil. 
Elvan Demirkan

21 Haziran 2011 Salı

Hayata Dair


Her birimiz varoluşumuzun gerçek sebebini ölmeden bir saniye önce anlarmışız, Cehennem yada Cennet işte o an doğarmış.
Cehennem o kısacık anda geriye bakıp hayat denen mucizeye anlam katma  fırsatını kaçırmış olduğumuzu anlamakmış, Cennet ise o an " hatalarım oldu, fakat hiç korkaklık etmedim. Hayatımı yaşadım, ne yapmam gerekiyorsa yaptım" diyebilmekmiş.
Paulo Coelho

Zuhal'in Kahvesi


"İnsanın her türden ilişki boyutu yaratmış olmasının basit nedeni, onun yüz yüze aşk yapan yegane hayvan olmasıdır. O zaman gözler iletişim kurmaya başlar. O zaman yüz ifadeleri ince bir lisan haline gelir. O zaman ruh halleri ve  duygular değişir ve yakınlık gelişir."  Osho

İnsan ilişkilerinin, iletişiminin temeli  yüz yüze yapılan, göz göze olan gerçek paylaşımlardır. Teknoloji çağında, bilgisayarlar, cep telefonları aracılığıyla yapıla sanal görüşmeler, konuşmalar insan ilişkilerini daha da uzaklaştırdı. Herşeyin daha hızlı, basit ve kolay olduğu günümüz teknolojisinde insan ilişkileride bozuldu. Karşılıklı sohbetlerin yerini bir kaç cümleden oluşan kısa mesajlar aldı. İnsanlar gerçek duygularını, düşüncelerini paylaşmak yerine sanal ortamda sahte ilişkiler yaşamaya başladı. Arkadaşlık, dostluk sitelerinde kendilerini daha farklı daha sahte göstermeye başladılar. Sanal ortamda sahip olunan arkadaş sayısının miktarı ne kadar çok olsada insanlar daha da yabancılaştı. İnsan ilişkilerinin kalitesi düştü. Sanal ortamda yapılan sohbetler de sahte kişilikler, sahte hayatlar yaratıldı. Gerçek dünya da kurulan ilişkilerin yerini hiç birşey tutamaz.
ABD de yapılan bir araştırma sonucunda: "Biri gözümüzün içine bakmadığında beyin bunun yeterince hoş, güven verici ve dürüst olmadığını düşünüyor. İlişkileri kurarken de bu sorun yaratıyor" 

20 Haziran 2011 Pazartesi

Hayata Dair

Ağır ağır ölür alışkanlığının kölesi olanlar, her gün aynı yoldan yürüyenler, yürüyüş biçimini hiç değiştirmeyenler, giysilerinin rengini değiştirmeye yeltenmeyenler, tanımadıklarıyla konuşmayanlar.
Ağır ağır ölür tutkudan ve duygulanımdan kaçanlar, beyaz üzerinde siyahı tercih edenler, gözleri ışıldatan ve esnemeyi gülümseyişe çeviren ve yanlışlıklarla duygulanımların karşısında onarılmış yüreği küt küt attıran bir demet duygu yerine “i” harflerinin üzerine nokta koymayı yeğleyenler.
Ağır ağır ölür işlerinde ve sevdalarında mutsuz olup da bu durumu tersine çevirmeyenler, bir düşü gerçekleştirmek adına kesinlik yerine belirsizliğe kalkışmayanlar, hayatlarında bir kez bile mantıklı bir öğüde aldırış etmeyenler.
Ağır ağır ölür yolculuğa çıkmayanlar, okumayanlar, müzik dinlemeyenler, gönlünde incelik barındırmayanlar.
Ağır ağır ölür özsaygılarını ağır ağır yok edenler, kendilerine yardım edilmesine izin vermeyenler, ne kadar şanssız oldukları ve sürekli yağan yağmur hakkında bütün hayatlarınca yakınanlar, daha bir işe koyulmadan o işten el çekenler, bilmedikleri şeyler hakkında soru sormayanlar, bildikleri şeyler hakkındaki soruları yanıtlamayanlar. Deneyelim ve kaçınalım küçük dozdaki ölümlerden, anımsayalım her zaman: yaşıyor olmak yalnızca nefes alıp vermekten çok daha büyük bir çabayı gerektirir. Yalnızca ateşli bir sabır ulaştırır bizi muhteşem bir mutluluğun kapısına.
PABLO NERUDA

16 Haziran 2011 Perşembe

Şiir

 
Bırak gün yanından geçip gitsin yarın şansını yeniden denersin.
Bırak yıldızları kayıp gitsin yarın başka bir dilek dilersin.
Özdemir Asaf

Yemek Gazetesi,

Yediklerinizi kanserojen hale getirmemek için

Uzun süre yüksek ısıda işleme tabi tutulan bol proteinli besinler, kanserojen maddelerin oluşumuna neden olur. Buna mutajenite denir. Eti 35 dakika süreyle ızgara yaparsanız veya 5 dakika süreyle kızgın yağda kızartırsanız, kanserojen hale getirmeyi başardınız demektir.

Eti sebzelerle birlikte pişirirseniz - türlü, kıymalı taze fasulye gibi- o zaman mutajenite oluşumunu çok büyük oranda önlemiş olursunuz. Eti tek başına yemek yerine daha çok sebze ile karıştırarak yemek her zaman daha sağlıklıdır.

Taze sebzeleri yağda kızartmayın. Kanserojen etki oluşturabilirsiniz.

Sebze ve kurubaklagilleri yıkamadan yemeyin, pişirmeyin. Çünkü, tarım ilaç kalıntılarını pişirme yolu ile yok edemezsiniz.

Pirinç, un, soğan gibi besinleri yağda kavurmayın. Protein kaybı olur. Ayrıca, kanserojen etki oluşturabilirsiniz.

Yüksek ısıda uzun süre kaynatmayın. Bu bir çok vitamin ve mineralin kaybına neden olur, kanserojen etki oluşturabilir.

Ateşe çok yakın tutarak pişirme ve tütsüleme yapmayın.

Kurubaklagil ve tahılları kuru, nemli olmayan yerlerde saklayın. Aksi takdirde küf toksinleri oluşturabilirsiniz.

Buzluktan çıkartıp çözdürdüğünüz yiyecekleri bir daha dondurmayın. Aksi taktirde kanserojen etki oluşturabilirsiniz.

Özellikle salça, turşu, reçel vb. gibi besinleri boşalmış deterjan ve ilaç kutularında, boyalı plastiklerde saklamayın. Kurşun ve kanser yapıcı diğer maddeler yiyeceğe geçer.

Küf ve toksin üremiş besinlerden uzak durun.

İşte kanser savaşçıları

Bezelye
Pırasa
Taze fasulye
Karadut
Kızılcık
Kayısı
Kuş üzümü
Kiraz
Vişne
Ananas
Kırmızı ve kara üzüm
Mandalina, portakal
Greyfurt, limon
Ispanak
Karnabahar
Brokoli
Kırmızı lahana
Kara lahana
Yeşil lahana
Kuşkonmaz
Dereotu
Pazı
Turp
Şalgam
Soğan
Sarmısak
Avakado
Mürdüm eriği
Domates
Biber
Isırgan otu
Keten tohumu
Kimyon
Soya filizi 

                                 Taylan Kümeli


























15 Haziran 2011 Çarşamba

Zuhal'in Kahvesi


Aztekler, kakaoya ilahi bir anlam yükleyerek kendilerine tanrılar tarafından verilmiş bir ödül olduğuna inanmışlar ve kakao ağacına "Tanrıların Yemeği" adını vermişler. 
Aşk, romantizm ve tutkunun meyvesi olarak adlandırılan çikolata Aztekler’de afrodizyak etkisi nedeniyle evlilik ayinlerinde kullanılıyordu.
Çikolatanın dayanılmaz kokusu ve tadı  insanı baştan çıkarıyor. Bu da rahatlatmayı sağlayan mutluluk hormonu (endorfin), seratonin ve noradrenalin salgılanmasını sağlıyor.
İnsanların bu kadar tutkuyla sevdiği çok az yiyecek vardır. Aşk ve çikolata biribirine çok bağlı iki şey. Aşkın beyinde yarattığı etki çikolatanın ki ile aynı... Çikolata kutlamaların özel günlerin başlangıçların olmasa olmazı kız isteme törenlerinin baş misafiri -kristal veya gümüş kaselerde sunulan çikolatalar-  Aşk gibi tatlı, acı, buruk, özel ....Marie Antoinette çikolataya o kadar düşkünmüş ki çikolata ustasını yanında gezdirirmiş gerçi o ekmek yerine de pasta yerdi.........
Azteklerde ve Mayalarda çikolata içmek önemli bir olay sayılırdı. Mayalarda daha çok kraliyet ailesi için uygun görülen bu içeceği sıradan insanlar çok özel durumlarda içebiliyordu. Azteklerde ise yöneticiler, rahipler, rütbeli askerler, onurlandırılmak istenen tüccarlar bu özel içeceği tadabiliyordu.
Casanova çeşitli ülkelere yaptığı seyahatlerde her zaman yanında çikolata paketi taşıyor ve sıcak çikolatasını, iyice çırpılmış ve bol köpüklü seviyordu. Çünkü afrodizyak etkisi var çikolatanın. Araştırmalar, aşkın beyinde enerji ve neşe merkezlerini harekete geçirdiğini ortaya koydu. Tıpkı çikolatanın yaptığı gibi...

Aşk ve çikolata ayrılmaz ikili olarak kabul edilir. Çikolatanın aşkı ateşlemesinden mi? Yoksa aşkın tadının çikolataya benzemesinden mi?

13 Haziran 2011 Pazartesi

Yemek Gazetesi,

Escherichia coli aslında bildik bir mikrop! Yaz ishallerinin, idrar yolu enfeksiyonlarının çoğundan sorumlu olan bu bakteri yani kolibasili, son günlerde yine gündemde. Almanya’da salgına sebep olan Enterohemorrhagic Escherichia coli (EHEC) ise oldukça yeni bir kolibasili tipi

EHEC vücuda özellikle iyi temizlenmemiş sebze ve meyveler ve çiğ tüketilen süt ve süt ürünleriyle giriyor. Kan hücrelerinin parçalanmasına, böbrek süzme sitemlerinin bozulup tıkanmasına, sinir sisteminde bazı komplikasyonlara ve tıpta ‘Hemolitik Üremik Sendrom’ (HÜS) adı verilen ciddi, tehlikeli, ağır bir sağlık sorununa yol açıyor. Sendromun çok önemli komplikasyonları var ve bazen ölümle bile sonuçlanabiliyor.
EHEC salgını 3-4 hafta evvel Almanya’da başladı. Sonra da Danimarka, İsveç, İngiltere gibi ülkelere sıçradı. Son vaka, komşumuz Yunanistan’da görüldü. Bundan sonraki vakaların hangi ülkede çıkacağı bilinmiyor ama Allah korusun Türkiye’de ortaya çıkmayacağının hiçbir garantisi yok. Bu nedenle bilgilenmek, önlem almak şart. Bana göre ilk temel önlemler şunlar olmalı...

Ne yapmalıyız
* Mikrop daha ziyade sebze, meyvelerle bulaştığına göre ilk işimiz evimize giren her türlü meyve ve sebzeyi iyice yıkamadan, temizlemeden, temiz olduğundan iyice emin olmadan yememek olmalı.
* Salata ve benzeri çiğ yiyecekleri ev dışında özellikle ayaküstü gıda tüketilen yerlerde yememeli, yiyeceklerin yanına eklenen garnitür çiğ sebze ve meyvelerden uzak durmalıyız.
* Sebze ve meyvelerin çiğ olarak kullanıldığı hazır paketlenmiş yiyeceklerin (meyve salataları, hazır salatalar gibi) ikinci bir uyarıya kadar tüketmemeliyiz.
* Et ve süt ürünlerinde bulaşmada etkili olabildiği için et ve sütle yapılan ürünlerin çiğ tüketilmemesine dikkat etmeliyiz.
* Özellikle etle yapılan çiğ köfte ve sebzeler önemli bir risk oluşturabileceğini unutmamalıyız.
* Ve tabii ki el temizliğiyle mutfak hijyenini azami düzeye çıkarmak da önemli noktalar.
* Ellerimizi yıkamadan sofraya oturmamalı, el yıkama işini de usule uygun ve dikkatle yapmaya özen göstermeliyiz.

Tedavisi zor

EHEC salgınına neden olan koli basilinin en güçlü antibiyotiklerle bile tedavisi zor, yani bildik antibiyotiklere dirençli bir mikropla karşı karşıyayız. Bu bakteri nedeniyle ortaya çıkan HÜS’nin tedavisi için de net ve açık bir yöntem bulunmuş değil. Şimdilik önerilen bir ilaç var (Eculizumab) ama hali hazırda çok nadir görülen başka bir bağışıklık hastalığının tedavisinde kullanılan bu ilaç çok ama çok pahalı. İlaç şimdiye kadar üç HÜS vakasında kullanılmış ve mükemmel sonu vermiş. Ama yukarıda da belirttiğim gibi oldukça pahalı ve bu hastalıkta kullanımı henüz onaylanmamış bir molekül olduğu için çekinceli davrandırıyor. Almanya’da da salgın sonrasında sekiz HÜS hastası bu ilaçla tedavi edilmiş ve uzun dönemli sonuçları bilinmediği için Alman doktorlar da Eculizumab’a temkinli yaklaşıyor.

Prof. Dr. Osman MÜFTÜOĞLU- HÜRRİYET

11 Haziran 2011 Cumartesi

Yemek Gazetesi,

ANANAS
Anavatanı Orta Amerika’dır. Günümüzde tüm tropik bölgelerde yetiştirilmektedir.
Bitkiyi Avrupa’ya 1493 yılında Kristof Kolomb getirdi. Avrupa’da bitkiyi yetiştirme denemeleri iklimin uygun olmaması nedeniyle başarılı olmadı. İspanyollar ve Portekizliler ananası sömürgelerinde yetiştirdiler.1865’ten itibaren Avrupalılar ananas ithal etmeye başladı.
Tıbbi Nitelikleri: Bağırsak bozulmalarında, ishalde ve güneş çarpması şikâyetlerinde yardımcı olur, pankreasın çalışmasını destekler, proteinlerin parçalanmasını sağlayarak sindirimi destekler, yaşlılık lekelerinin kaybolmasını sağlar.
Ananasta yüksek oranda bulunan enzim bromelain proteinleri parçalar. Bromelain tansiyonu düşürmekte de etkili olmaktadır. Ayrıca kanın pıhtılaşmasını önlemektedir. Damar duvarlarında biriken çökeltileri çözdüğünden damar sertliği olanlara önerilmektedir. Bromelain iltihaplanmayı önler, bölgesel kas kramplanmalarını çözer, sindirimi destekler.
Taze preslenmiş ananas suyu ateşi düşürmektedir.
Ananas suyu yüz derisini canlandırır.
Kullanıldığı Yerler: Güneş çarpması, pankreas, protein sindirici, ödem, sürgün, yaşlılık lekeleri.
Botanik: Bitkinin boyu yaklaşık 50 cm’dir. Günümüzde 40’a yakın türü tropik ve subtropik bölgelerde yetiştirilmektedir.
Ananas çalımsı, otsu bir bitkidir. Kısa saplı az dallıdır. Yapraklar uzun, sert, dişli kenarlı ve sivri uçludur. Dikildikten 1–1,5 yıl sonra meyvesi oluşmaya başlar. Meyvesi toplan bitkinin ömrü sona erer. Yaklaşık 3 kg olan meyvenin dışı sert ve pullarla kaplıdır. Meyvenin eti liflidir. Meyvenin içinin rengi sarı, portakal veya kırmızıdır.
Nelerinden Yararlanılır: Meyvesinden, meyve suyundan ve kuru yapraklarından yararlanılır.
Toplanması ve Saklanması: Olmuş bir ananas ancak 4–5 gün bozulmadan dayanır. Bu nedenle ithal edilen ananas yarı olgun olarak toplanır. Tam olmuş ananasın lezzeti çok güzeldir. Tam olmuş ananas almalı veya aldıktan sonra birkaç gün olması için bekletilmelidir. Buzdolabına konan ananas olgunlaşmaz, tadı bozulur. Olgunlaşması için sıcaklığı sabit olan bir yere konulmalıdır. Tam olmuş ananas kahverengidir. Üzerine hafifçe bastırıldığında esner. Ananasın dışında bir zedelenme olmamasına dikkat edilmelidir.
Konserve edilen ananasın içindeki vitaminlerin %60’ı kısa sürede kaybolur. Ayrıca enzim bromelain de parçalanarak özelliğini kaybeder.
Kokusu ve Tadı: Meyenin kendine özgü hoş bir kokusu ve tatlımsı ekşi bir tadı vardır.
Yan Etkileri: Ananasta yüksek oranda asit bulunduğundan midesi duyarlı olan dikkatli olmalıdır. Midesinde gastrit, ülser olanlar asidi daha az olan olgun ananas yemekten bile kaçınmalıdırlar.
Olgunlaşmamış ananastaki asit oranı çok yüksek olduğundan dişlere zarar verebilir. Hamilelerin ananas yememeleri ve suyunu içmemeleri önerilmektedir.
Kullanma Biçimleri: İçten ve dıştan uygulanır.
Bitkiden Yararlanma Yöntemleri:
Meyve Suyu: Ucu kesilen meyve soyulduktan sonra dilimlenir ve preslenir. Elde edilen su ağzı sıkıca kapatıldıktan sonra su banyosunda yaklaşık 20 dk pastörize edilir. Şişeler soğuduktan sonra karanlık ve serin bir yerde saklanır.
Çay:5g kuru yaprağa 100 ml kaynar su eklenir, yaklaşık 30 dk demlenip süzülür, soğutulur. Günde 3 yemek kaşığı içilir.
Çay Hindistan’da bağırsak parazitlerine karşı uygulanmaktadır.
İçindeki Bazı Maddeler: Ananasın içindeki maddeler onu değerli bir gıda ve tedavi maddesi yapmaktadır.
Ananasta B12, biotin ve E vitamini dışında tüm vitaminler vardır. Mineraller yönünden de zengin olup içinde 16 mineral tuzu bulundurmaktadır.
Su (%82), karbonhidratlar, proteinler, şekerler(fruktoz, glikoz, sakaroz), organik asitler(yüksek oranda limon asidi), mineraller (bakır, demir, fosfor, kalsiyum magnezyum, potasyum), vitaminler(B1,B2,B3,B9,C,PP, karoten), enzim bromelain.100 g ananasta 173 mg potasyum,16 mg kalsiyum,17 mg magnezyum,19 mg C vitamini vardır.
Kısa Açıklamalar:
1-)
Deniz tutmasında ananas yenmesi önerilmektedir.
2-)
Bazı bölgelerde afrodizyak olarak kullanılmaktadır.
Taylan Kümeli

8 Haziran 2011 Çarşamba

Hayata Dair

Titiz ve Arkadaş Canlısı Ol, Uzun Yaşa

Sevdiğiniz mesleği yapıyorsanız, iş stresi ömrünüzü uzatır.
Uzun yaşamın sırları yüzyıllardır araştırılıyor. Sağlık Ekonomisti James Smith, işin sırrının eğitim olduğunu ispatlamaya çalışmıştı. Çok yaşamak isteyenler okulda kalmalı. Bu yaklaşım Howard S. Friedman ve Leslie R. Martin'in yürüttüğü ve "Longevity Project" (Uzun Yaşam Projesi) isimli kitapta anlatılan çalışmayla çelişmiyor. Bu etkileyici çalışma sırasında bir grup denek çocukluktan ölümlerine kadar 80 yıl takip edildi. Bu çalışmanın sonucuna göre uzun yaşamanın anahtarı "titiz veya dikkatli olmak". Bunun da kişinin okula devamını sağladığı düşünülürse, Smith'in hipotezi de doğru çıkıyor. Çoğu insan uzun bir yaşamda biyolojik faktörlerin önemli rol oynadığını varsayar. Anne babanız 85 yaşına kadar yaşadıysa, muhtemelen sizin de yaşayacağınız düşünülür. Friedman bunun doğru olmadığını söylüyor. "Genler uzun yaşamayı sağlayan faktörlerin üçte birini oluşturur. Üçte ikisi yaşam şekli ve şansla bağlantılı" diyor. Friedman şansa örnek olarak İkinci Dünya Savaşı'nda yurtdışında savaşmış olan erkeklerle ülkede kalanlar arasındaki farkı gösteriyor. "Savaş sonrasında görüldü ki Pasifik başta olmak üzere deniz aşırı ülkelere gönderilenlerin büyük çoğunluğunda ölüm oranı ülke içinde görevlendirilenlere kıyasla çok daha fazlaydı" diyor. Yurtdışına giden erkeklerde ölüm oranı, ülkede kalan akranlarından 1,5 kat fazlaydı. Dikkatli veya titiz olmanın önemi ile ilgili üç açıklama var. Birincisi ve en açık olanı, titiz insanların daha sağlıklı yaşam tarzları olduğu yönünde. Titiz insanlar sigara ya da alkolü abartmaz, emniyet kemeri takar, doktorun tavsiyelerini dinler ve ilaçlarını almayı ihmal etmez. İkincisi, titiz insanlar daha sağlıklı olmakla kalmaz, daha iyi ilişkilere de sahiptir: Evlilikleri, dostlukları, iş koşulları daha iyidir. Titizlik ve uzun yaşam arasındaki bağlantıyla ilgili en ilginç olanıysa üçüncü açıklama. Friedman, "Bunun biyolojik bir şey olduğunu düşündük. Diğer faktörlerin hepsini saf dışı bıraktık" diyor. O ve diğer araştırmacılar bazı insanların biyolojik açıdan hem daha titiz hem de daha sağlıklı olmaya yatkın olduklarını ortaya çıkardı. Kitapta yazılan araştırma sonuçlarına göre, "Titiz insanların içki ve sigaraya bağlı ölüm ve hastalıklara yakalanma oranı daha düşük. Ancak bu tür kötü alışkanlıklara dayanmayan hastalıklara da yakalanma oranları düşük". Tam bir fizyolojik açıklaması olmayan bu durum, görünüşe bakılırsa beyindeki seratonin gibi kimyasalların seviyesiyle ilgili. Martin, iyimserliğin ise dezavantajları olduğunu söylüyor. "Neşeliyseniz ve özellikle de hastalık ve iyileşmeyle ilgili aşırı iyimserseniz, aksiliklerle karşılaşma ihtimalinizi düşünmüyorsanız, bu aksiliklerle baş etmeniz daha zor olabilir" diyor. "Her şeyin yolunda gittiğini düşünen insanlardansanız, daha dikkatli davranmadığınız için başarısızlık durumunda oluşacak stresten daha fazla zarar görebilirsiniz. Adeta daha fazla soruna davet çıkarırsınız" diyor. Peki ya egzersiz? Martin bir keresinde Fas çölü boyunca yapılan 6 günlük Marathon des Sables'e katıldı. Aşırı egzersiz uzun yaşamanın bir göstergesi olmayabilir ancak maratona katılmak için gerekli organizasyon yeteneği ve azmin büyük ihtimalle uzun yaşama olumlu bir etkisi var. Sevdiğiniz bir işte çalışmak da son derece yararlı. Friedman, "Stresle ilgili bir yanılsama var. İnsanlar herkesin umursamaz olması gerektiğini düşünüyor. Stres yaratan zor bir işte çalışmanız sizin uzun yaşamanıza yol açabilir. Zorluklarla karşılaşmak olumlu bir etki yaratıyor. En nihayetinde insanlar daha fazla ilgili olsa, daha çok çalışsa, başarılı olsa, sorumlu davransa, hangi alanda çalışıyor olurlarsa olsun daha uzun yaşarlar" diyor. Ayrıca, "Elbette pek çok kişi sevmedikleri ya da iyi beceremedikleri işlerde çalışacaktır. Bu tür stresin kötü bir etkisi var ve araştırmalar insanların daha genç öldüğünü gösteriyor" diyor. Evlilikte mutluluğun, sağlık ve uzun yaşam açısından olumlu bir etkisi olduğu kesin. Ancak ilginç olan kocanın mutluluğunun çift üzerindeki etkisi daha fazla. Kadının mutluluğunun, kendisinin yaşamının uzunluğu konusunda kocasının mutluluğundan daha az etkili. Peki, sosyal açıdan hangi özellik uzun yaşam şansını artırıyor: Güçlü bir ilişkiler ağı. Bu açıdan kadınlar daha güçlü. Proje henüz bitmedi. Martin uyku düzeni gibi diğer değişkenleri de incelemek istiyor. Friedman'a göre cevap bulunamayan sorulardan en önemlisi emeklilikle ilgili sorular. "Emekli olup kumsala gitmenin iyi olmadığını biliyoruz" diyor. Fakat stresli, sıkıcı bir işte çalışmaya devam etmek de iyi değil. "Bu geçişleri daha sağlıklı müzakere etmenin yollarını bulmalıyız" diye ekliyor.

KATHERINE BOUTON -
New York Times

7 Haziran 2011 Salı

Hayata Dair


Sen huzurlu olduğunda , insanlar sana yaklaşır; huzursuz olduğunda uzaklaşır. Bu o kadar fiziksel bir olay ki, kolaylıkla gözlemleyebilirsin. Ne zaman huzurlu olsan herkesin sana yakın olmak istediğini hissedeceksin., çünkü huzur titreşir, etrafında bir titreşim yaratır. Etrafında huzur halkaları hareket edecek ve her kim yaklaşırsa, bir ağacın gölgesine girip rahatlamak ister gibi sana daha yakın olmayı arzu edecek.
Kendi içinde huzurlu olan bir insanın etrafında bir gölge vardır. Nereye giderse gitsin herkes ona daha yakın, daha açık olmak ister, güvenir. İçinde kargaşa , çatışma , keder, endişe ve gerilimler olan biriyse, diğer insanları iter. Her kim ona yaklaşırsa korkar; tehlikelidir.
Unutma , başkalarına ancak sahip olduğun şeyi verebilirsin. Sen kederli olduğunda ne söylersen söyle ya da ne yaparsan yap , diğer insanları  mutsuz edeceksin. Sen mutluysan bir şey söylemene gerek yok, onları mutlu edersin. Sadece orda bulunman bile, onların varlığındaki mutluluğu tetikleyecek. Varlığın başka insanlarda bir eş zamanlılık yaratacak. Senin müziğin, senin dansın mutluluk dalgaları yaratacak, neşen sana yaklaşan herkese bulaşacak..
Osho

6 Haziran 2011 Pazartesi

Zuhal'in Kahvesi


İnsan hayatı boyunca acılarını, mutluluklarını, başarılarını, hastalığını, sağlığını her şeyini, soluduğu havayı bile etrafındakilerle paylaşır. En yalınız olan, en kapalı hayat yaşayan insan bile iyi günde,  kötü günde başka insanlar arar yanında.
“Gerçek başarı başkalarının hayatın da katkı sağlamakmış”
“Hayata Çalım At “ adlı film de ünlü futbolcu Eric Cantona hayatının en güzel anının bir gol değil, bir pas olduğunu söyler. Tottenham Hotspur maçında takım arkadaşı Irwin’e  verdiği pas onun deyişiyle “büyük futbol tanrısına bir hizmet gibi” dir. Gol atmak, kendi adını skor tabelasına yazdırmaktansa gol pası atmanın, dayanışmanın daha mutlu ettiğini anlatır. İnsanlara birlikte kazanılan başarının daha önemli olduğunu, paylaşmanın gücünü anlatan bir filmdir.
İnsan başarılarının büyük bölümünü beraber çalıştığı ekibi, kendine destek olan güvenen dostları ailesi ile elde eder. Ne kadar yetenekli üstün özellikli olsa da yönlendirmeye, yönetilmeye, desteğe ve dayanışmaya ihtiyaç duyar.  
İnsan yaşarken nasıl ki  başka insanların varlığına ihtiyaç duyarsa, öldüğünde de cenazesini taşıyacak dost ellere ihtiyaç duyar. Ne kadar inkar etse de insanı ölü yada canlı yukarı taşıyan kuvvetli kollardır.

3 Haziran 2011 Cuma

Şiir

Gönlümle baş başa düşündüm demin;
Artık bir sihirsiz nefes gibisin.
Şimdi tâ içinde bomboş kalbimin
Akisleri sönen bir ses gibisin.
Mâziye karışıp sevda yeminim,
Bir anda unuttum seni, eminim
Kalbimde kalbine yok bile kinim
Bence artık sen de herkes gibisin. 
Nazım Hikmet

2 Haziran 2011 Perşembe

Yemek Masası,




Yaz geldi düğün sezonu açıldı..............düğün pastasız olmaz......güzel düğün pastalarından örnekler...................

1 Haziran 2011 Çarşamba

Hayata Dair


Hayata keyif eklemek
Daha keyifli, sağlıklı ve enerjik yaşayabilmenin ve mümkünse daha uzun bir hayat sürebilmenin yollarını arıyoruz.
Daha iyi ve daha mutlu yaşamak istiyoruz. Bunun yolu da öncelikle düşünce tarzımızı değiştirmek, doğru bilgiler ve olumlu alışkanlıklar edinmekten geçiyor.
Yazılarımla size beslenme, egzersiz, uyku, stres yönetimi, erken teşhis, ilaç ve doğal yollarla tedaviler ve de benzeri konularda bildiklerimi, okuduklarımı ve gözlemlerimi, kısacası “iyi hayata ilişkin tecrübelerimi” aktarmaya çalışıyorum.
Bunları yaparken de mümkün olduğu kadar bilimsel verilere uymaya, “bilimi” ve “bilimsel verileri” rehber yapmaya ama bu arada “doğayı, doğalı ve insanı insan yapan temel unsurlardan biri olan ruhsallığı, geleneksel tıbbı” da bir kenara bırakmamaya çalışıyorum.
Bu nedenle yazılarımda sık sık “mutluluk, sevinç, coşku, keyif, neşe, umut, sevgi, şefkat, hoşgörü, inanç, manevi değerler ve doğal tedaviler” ile ilgili konuları da yer vermeye çalışıyorum. Bunun nedeni şu...

KEYİF ALMAK VE İNANMAK DA ÖNEMLİ
Bizi biz yapan şeyler yalnızca bedensel yanımızla, fiziksel sağlımızla sınırlı değil. Ayrıca sağlık öyle kolayca sigortalayıp, garantiye alabileceğiniz, en iyi doktorların çalıştığı en iyi cihazlarla donatılmış tıp merkezlerinden parasını ödeyip satın alabileceğiniz basit ve kolay bir şey de değil.
İsmini hatırlayamadığım ünlü bir yazarın da söylediği gibi; “Sağlık kendi kaynağından sürekli akan bir ırmak gibidir! Sağlıklı yaşam pek çok kaynaktan besleniyor ve eğer hayattan keyif almak da söz konusu ise bir anlam taşıyor. Eğlenceli ve keyifli olduğunda daha iyi, daha kalıcı ve etkili sonuçlar veriyor.”
İşte bu nedenle sağlığınızı planlarken, daha az hastalanmanın, formda ve güçlü kalmanın yollarını ararken yalnızca yeme-içme konularına, kaç dakika egzersiz yapmanın, ne süreyle uyku uyumanın, hangi vitaminleri yutmanın ya da stresinizi faydalarına takılıp kalmamaya dikkat edin.
Hayat beş duyunun beşinin de farkındaysanız, yani yemek yerken lezzet alabiliyor, müzik dinlerken coşabiliyor, gördüğünüz, dokunduğunuz, düşündüğünüz şeylerden haz alabiliyorsanız, mutluysanız, keyifliyseniz, ruhsal yönden de denge durumundaysanız işte o zaman daha çok hayattır.

Düşüncelerinizi değiştirebilirsiniz
BANA GÖRE
Yıllık sağlık muayenelerinizi mutlaka yaptırın. Sağlık problemlerinizi doktorlarınıza aktarmada geç kalmayın. Ama sağlığınıza ilişkin her konuyu gereksiz yere büyütmemeye de dikkat edin.
Yemenize içmenize özen gösterin. Zararlı olduğu bilinen yeme alışkanlıklarını tekrarlamamaya çalışın. Ama keyif aldığınız şeylerin tadına bakmaktan, zaman zaman ölçülü ve ufak kaçamaklar yapmaktan da utanmayın.
İyi bir uyku almaya, sabahlara daha dingin ve dinç uyanmaya bakın ama bazı geceler biraz da geç yatmak istiyorsa canınız, içinizden gelen sese kayıtsız kalmayın. Uykusuz geçen bazı geceler emin olun ki eğer keyif veriyorsa size yutacağınız vitamin hapları kadar fayda sağlayacaktır.
Hayatınızı mutlaka düzene sokun ama bunu yapacağım derken kalıplaşmış, stresli bir hayat tarzının esiri de olmayın. Zaman zaman rutinin dışına çıkmaktan, alışılmadık, farklı değişik hatta sizi bile şaşırtan şeyler yapmaktan çekinmeyin, korkmayın.
Bazen güneşin doğuşunu seyretmek, eş ve çocuklarla keyifli ve ama tamamen havadan sudan sohbetler etmek hayata pozitif bakıp, iyimser davranış kalıpları geliştirmek, yolunda gitmeyen bir şeyler olduğunda eninde sonunda her şeyin düzeleceğine inanıp “bu da geçer” diyebilmek, hoş görmek, iyi geçinmek, hobi edinmek ve daha pek çok olumlu davranış sizi daha sağlıklı, zinde ve güçlü kılacaktır.
Anlatmak istediğim şey şu: Genlerinizi tümüyle değiştiremezsiniz ama düşüncelerinizi kökten değiştirmek elinizdedir ve üstelik bunu her yaşta yapabilirsiniz. Abartmamak koşuluyla hayatın haz yüklü yanlarına da birazcık zaman ayırmakta fayda var. Haz konusunu bundan sonra daha sık konuşacağız.
Osman MÜFTÜOĞLU